2500 yıl önce

Günümüzden 2500 yıl önce (M.Ö 469- M.Ö 399) yaşamış olan ve kimilerince felsefenin ilk şehidi
sayılan Sokrates’ın (Sokrat okunur), öğrencisi Platon (Eflatun) tarafından şiirsel ve ironik bir
anlatımla kaleme alınan “Savunma”sı hem çok sarsıcı hem de her daim günceldir. “Sokrates’in
Savunması”na internet açık kaynaklarından kolaylıkla ulaşıp okuyabilirsiniz.
Demokratlar ve aristokratların çekişme ve savaşında demokratlar galip gelmiş ve aristokrat (bir
nevi seçkinci) ve aynı zamanda devrimci Sokrates’in ölmesi gerektiğine karar verilmiştir. Bu
ölüm kararı karşısında Sokrates’in onurlu , bilinçli duruşu ve öğrencilerine verdiği cesaret ayrı
bir yazı ve güzelleme konusudur.
Nerdeyse monarşik bir yönetime yol verildiğini gördüğümüz şu günlerde, benim oyum mu
dağdaki çobanın oyu mu kolaycılığına düşmeden okunması ve değerlendirilmesini dilerim.
Dikkat ediniz; 2500 yıl önceki kavga aristokrasi mi demokrasi mi tartışmasıdır, örtülü bir
monarşi (saltanat) değil.
Güncelliği açısından, felsefeci, yazar ve tarihçi Will Durant’ın (1885-1981) “Felsefenin Öyküsü”
kitabından, Durant’ın Platon’a dayandırarak ama kendi ifadeleriyle özetlediği “Sokrates’in
Savunması”ndan bir bölümü aşağıya alıyorum. Yeri olmamakla birlikte bu kitabı kronolojisi ve
kolay okunurluğu açısından öneririm.
“… Sözgelişi, iyi demek, akıllı ; erdem de bilgelik olsaydı; insanlara eylemlerinin uzak gelecekteki
sonuçlarını ve gerçek çıkarlarını görmeleri, isteklerini eleştirmeleri, bu isteklerini kendi kendini
yokluğa sürükleyen bir kargaşadan kurtarıp, güdümlü ve yaratıcı bir uyum içinde uzlaştırmaları
öğretilebilseydi, okumuş ve bilgili kişiler için bir ahlâk düzeni sağlanmış olurdu belki de. Bu
düzenin ilkeleri, bilgisiz kişilerin zihnine durmadan çakılır, dizginleri elden bırakılmazdı. Bütün
günahlar belki de, sakat düşünmeden, nesneleri bütünüyle görememekten, budalalıktan ileri
geliyordu. Akıllı kişide de, bilgisizdeki kadar yabansı ve toplum dışı iç itiler olabilirdi. Ne var ki,
onlar bu içitileri (içgüdü ?S.S) dizginlemeyi bilirler ve ötekilerdeki kadar hayvansı davranışlara
vardırmazlardı. Akıllıca yönetilen bir toplumda, her insanın çıkarı ilkelere ve toplumsal
davranışa bağlı olur. Barışı, düzeni ve iyi niyeti sağlamak için, nesnelerin ve olayların iç yüzünü
kavramak yeterdi. Ama hükümetin kendisi, kargaşalık içinde olup saçmalıklarla doluysa, yardım
etmeden hüküm sürüyor, yönetmediği hâlde buyurmakla yetiniyorsa, bu durumda, bireyden
yasalara boyun eğmesi ve kendi çıkarını bütün toplumun iyiliği çerçevesinde tutması nasıl
beklenebilirdi? Düşünce bulunmayan yerde elbette kargaşalık olacak, yığınlar bilgisizlik içinde
acele kararlar aldıkları için, düşünmeye zaman bulduklarında, üzüntüyle pişmanlık
duyacaklardı. Yalnızca insan kalabalığının bilgelik sağlayacağını düşünmek, bayağı ve boş bir
inanç; yığın hâlindeki insanların, yalnız ve tek başına olan kişilerden daha yabansı, daha
acımasız ve daha çılgınca davrandığı evrensel bir gerçek değil miydi? Devlet yönetimi öyle bir
işti ki, insan aklı hiçbir zaman tam olarak buna yetmezdi; en ince zekâların engel tanımayan
düşüncesini gerektirirdi. En bilge kişiler tarafından yönetilmedikçe, toplum nasıl kurtulur ya da
sağlam temellere oturtulabilirdi?…”.

Paylaş:

İlgili yazı

Leave a Comment