Hey Gidi Gençlik

1945 yılıydı. Bizim köyümüzün kuzeyinde bulunan takriben köyümüze beş kilometre mesafede olan Karakoyunlu Köyünde ablam Pakize vardı. Ablamın kayın biraderi Zezey (Fevzi) ablamı çocukları ile birlikte kağnıyla bize getirdi. Mevsim son bahardı. Öküzleri gündüz dışarıya bıraktık. Vakit akşam oldu öküzler gelmedi. Köyün etrafını, her tarafı gezdik öküzleri bulamadık. Rahmetli Fevzi çok mal canlısıydı. Hemen telaşlandı. “Öküzleri şimdiye kadar kurt parçalamıştır” dedi. Kadir ağabeyim, “Bu gece ne yaparsanız yapın öküzleri bulun; yoksa bu adam kriz geçirir” dedi. Amcaoğlu Kerim Saban’la öküzleri arıyoruz Amcamın oğlu Abdülkerim ile atlara bindik, belki öküzler geri…

Köy Enstitüsüne Başvuruyorum.

Şimdi işimiz tamam dedik ve hemen Pazarören yoluna düştük, geldik Enstitü Müdürlüğüne; Müdür Bey yardımcısına “Bunu bir imtihan et” dedi. Müdür yardımcısı bana bir dergi okuttu, başka da matematikten bir şeyler yaptırdı. Müdür Bey’in yanına gittik. Ağabeyim de Müdür Bey’in yanında oturuyordu. Müdür yardımcısı: “Çok iyi” dedi. Müdür Bey “O halde şimdi alırsak eğitim yok. Ekim ayına hasat işlerinde çalıştıracağız. Böyle olunca sizin zararınız olur. Ağabeyime “gel Kadir Bey bunu götür ekim ayına kadar bizim işimizde çalışacağına kendi işinizde çalışsın. Ekim ayında gelin hemen kayıt ederiz” dedi. Ağabeyim de bunu…

Okuma Sevdam

Babamın ölümünden bir yıl sonra, büyük ağabeyim Kadir terhis oldu geldi. Kendimizi biraz toparlamaya çalışırken, tekrar ihtiyat askerliğine çağırdılar, bir sene de ihtiyat askerliği yaptı geldi. Bende bir okuma aşkı var ki gözüm başka bir şey görmüyor. Falan, falan kıza aşık. Falan kız falan gence aşık derler. Fakat benim hiç umurumda değil, illaki okuyacağım. Ben ilkokulun üçüncü sınıfını bitirmiştim. O zamanlar köy Enstitüleri vardı. Köylü çocukları alıp, İlk okuldan sonra beş sene okutup, köy okullarına öğretmen vekili olarak az bir ücretle tayın ediyorlardı. Üç yıl staj dönemi vardı. Bu üç…

İlkokul Yıllarım

1939 yılının Ocak ayı; o yıllarda okullarda sömestri tatili yoktu, ancak bayramlarda bayram süresince tatil oluyordu. Sanırım Kurban Bayramı tatili idi, yanımda kardeşim Hayri, okul arkadaşlarımdan Akpınar Köyünden Raşit ve Yaşar ile yine köy halkından Recep adında 20-22 yaşlarında bir bizden büyük bir genç vardı. Recep önümüze düştü, Akpınar’dan köyümüz olan İğdebel’ e gidiyoruz. Mevsim kış olmasına rağmen hava ılık, yerde kar yok, fakat çamur vardı. Arkadaşlarla şakalaşarak yolumuza devam ederken; Akpınar ile İğdebel köyleri arasında Polatpınarı köyüne geldik. Seyhan ırmağının bir kolu da Göksu adıyla Polatpınarı cıvarından geçmektedir. Tabi…

Babamın Hayatı: Şemail Ali

Babam; 1864-1874 tarihleri arasında Kuzey Kafkasya’dan Türkiye’ye göç eden Çerkezlerin Bezhağ kabilesinin LAÇIŞ (la j, le j) ailesinden Şemail’in altı erkek ve dört kız olmak üzere on çocuğunun en büyükleridir. Sırasıyla erkeklerin adları Ali, Mehmet, Şaban Çavuş, Hasan, Hüseyin, Mustafa, kızlarınsa Sariye, Ayşe, Nuriye ve Ra ye dir. Nuriye ile Ra ye dedemin ikinci eşinden. Dedemin ilk eşi yani babaannem öldüğünde takriben dedem 70 yaş civarında imiş. Dedeme evlendirme tekli nde bulunmuşlar, dedem kabul etmemiş. Çok ısrar etmişler. Dedem ‘bana kız alın dul kadınla asla evlenmem.’ demiş. Bunun üzerine köyde asil ailelerden (DIGAÇ AİLESİ)’nin kızlarını…

Şiir Tamir Atölyesi

Sahilde yürüyordum bugün, hava da kararmıştı. İnsanlar evlerine dönüyorlardı. Bir bankta genç kız hem bağırarak ağlıyor hem de telefonla konuşuyordu. -Lütfen dön ve beni al buradan tamam mı? … -Ordayım işte, bıraktığın yerde salak ! Lütfen dön geri!.. Deniz durgundu ama serin bir esinti vardı. Havalı tüfekle denizdeki balonlara birkaç atış yaptım. Genç bir çocuk geldi. ”Ağabey dur sana öğreteyim atışı”, dedi. Dinledim ben de. Sonra ”ya” dedim ”ben de bir yerde böyle atış yaptırsam balonlara”. Bu işi çok güzel yaparmışım gibime geldi. Bir süre sonra bir de asistan alırdım…

Oğuz Atay’ı Anarken

Oğuz Atay’ ı okuduğumda , özellikle ‘Günlük’’ ünden sonra şöyle düşündüm. Aydın; bilen değil kaygı duyandır. Günlük tuttuğu defterine şöyle yazıyor Atay ; “…”…Bir de insana karşı katılığımız, inafsızca yalnız bırakışımız var ki, gör ünüşteki sıcaklık ve laubalilikten sonra daha da yıkıcı oluyor bu bükülmezlik. Gene de sürekli bir kötülük de ğil ; bu bakımdan da (Allahta n) tutarlılık gösteremiyoruz…” Oğuz Atay, beyninde tümör olduğunu öğrenmiş ve Londra’ da ameliyat olmuştur. Durumu hiç iyi değildir ve defterine aşağıdakileri yazmıştır. Zaten bu satırlardan kırk gün sonra da hayata veda etmiştir. Defter…

Dört Köpekten Birincisi – Gümüş

Ona neden Gümüş diyorlardı, bilmiyorum. Aslında altın renkli tüyleri vardı. Epeyce iriydi. Hele benim çocuk halime göre nerdeyse boyum kadardı. Amcamların köpeğiydi. Ben yazları tatile gittiğimde, önce o karşılardı beni kapıda. Bacaklarımı koklar, kuyruğunu sallar, yanımdan ayrılmazdı. Ben de biraz da korkarak onun altın sarısı tüylerini okşardım. Onu okşarken gözlerimin içine bakardı. Yaltaklanmaz ama bu durumdan hoşnut olduğunu her haliyle belli ederdi. Bazen diğer çocuklarla birlikte köyün dışına çıkar ve kimin köpeği çabuk gelecek diye iddiaya tutuşurduk. Ben de incecik sesimle “Gümüüüş ! Gümüüüş !” diye bağırırdım. Onun ta uzaklardan,…

Tokat’tan Bir Kız Sevmek

”Göklerde kartal gibiydim, Kanatlarımdan vuruldum, Mor çiçekli dal gibiydim, Seher vaktinde kırıldım’’ Mektup böyle başlıyordu. Zarfın içinde ayrıca ince iki kartondan yapılmış çark şeklinde bir şey vardı. Kartonu biraz çevirdiğinizde benim ismim ve rütbem çıkıyordu. Yarım tur daha çevirirseniz isim kayboluyor ve çark bir çiçek oluyordu. Mektup Anadolu’nun bir hapishanesinden; Nusret K. dan geliyordu. 1980 yılının çok sıcak ve nemli bir Temmuz gecesinde Kağıthane- Sadabat’da ki birliğimizde nöbetçiydim ve bir ucu Okmeydanı sınırlarına dayanan nöbetçi kulübelerini kontrol ediyordum. Gece yarısını çoktan geçmişti, Silahtar tarafındaki Gazhane ve daha yukarılardaki fabrikalardan gelen…

İtirazım Var !

…Elmalı Sokağında annesiyle beraber oturduğunu daha önceki bir konuşmamızda öğrendiğim Doktor Selim bu gün biraz da neşeli olarak ‘’ Günaydın Selim yüzbaşım !’’ dedi. ’’Günaydın ‘’ dedim. Genellikle bu saatlerde sinirli oluyordum. Ama bu doktor , adaşım Selim güven veriyordu bana. Bir ruh doktorundan daha çok mahalleden bir arkadaş, ya da ne bileyim hani sını arda aklı başında ama çokda okul düşkünü olmayan çocuklar vardır, onlar gibiydi. Yalın, tepkisiz, dinleyen, yorum yapmayan –şimdi çok şaşırıyorum geriye dönüp düşündüğümde; Doktor Selim, onca uzun konuşmalarımıza rağmen hiç yorum yapmamıştı bana-. ‘’Ooo, Necatigil ha…