Dört Köpekten Birincisi – Gümüş

Ona neden Gümüş diyorlardı, bilmiyorum. Aslında altın renkli tüyleri vardı. Epeyce iriydi. Hele
benim çocuk halime göre nerdeyse boyum kadardı. Amcamların köpeğiydi. Ben yazları tatile
gittiğimde, önce o karşılardı beni kapıda. Bacaklarımı koklar, kuyruğunu sallar, yanımdan
ayrılmazdı. Ben de biraz da korkarak onun altın sarısı tüylerini okşardım. Onu okşarken
gözlerimin içine bakardı. Yaltaklanmaz ama bu durumdan hoşnut olduğunu her haliyle belli
ederdi. Bazen diğer çocuklarla birlikte köyün dışına çıkar ve kimin köpeği çabuk gelecek diye
iddiaya tutuşurduk. Ben de incecik sesimle “Gümüüüş ! Gümüüüş !” diye bağırırdım. Onun ta
uzaklardan, yemyeşil otların arasından altın sarısı tüyleriyle, bir alev topu gibi bana doğru
koştuğunu görürdüm. İçimi sımsıcak bir güven duygusu kaplardı. Yanıma gelir, diğer çocukları
yanımdan uzaklaştırır ve heyecanla etrafımda dönüp dururdu. Diğer köpekler kendiliğinden
köye dönerler, Gümüş, ben git deyinceye kadar yanımdan ayrılmazdı .

Ona yemeklerini yengem verirdi. Onca işinin arasında hiçbir zaman unutmazdı Gümüş’ü. Yıllar
öncesinde karların artık neredeyse evleri bile görünmez yaptığı fırtınalı bir kış gecesinde,
Gümüş’ün köye saldıran kurtlarla baş ettiğini, onu; sabah köyün girişinde, yara bere içerisinde
ama mağrur bir şekilde tepelere doğru havlarken bulduğunu anlatırdı. O yüzden böyle fırtınalı
havalarda yengem onu evin sofasına alır, dışarıda tipi uğultusuyla birlikte camlara karlar
vururken, Gümüş orada mahcup bir şekilde yatardı. Ben Gümüş’ün sofada olduğunu bilir, içim
sımsıcak, çocukça hayallere dalar ve uyurdum.

Geçen yıllarla birlikte Gümüş de yaşlandı. Altın sarısı tüyleri beyaza dönmeye başladı. Kulakları
ağır işitiyordu. Yengem, onun bu halinden utanç duyduğunu, o yüzden pek ortalıkta görünmek
istemediğini söylüyordu. Bazen günlerce eve gelmiyordu. Geldiğinde de yemeğini bir suçlu gibi
çekinerek aceleyle yiyor ve tekrar kayboluyordu. Giderken köyün genç köpekleri ona havlıyorlar
o ise güngörmüş bir bilge tavrıyla hiç tepki göstermeden hatta onlara bakmadan ağır ağır
köyün dışına çıkıyordu.

Yatılı okuyordum. Ertesi yıl izne geldiğimde Gümüş yoktu. Ona ne olduğunu soramadım.
Yengem makinede süt çekiyordu. “Gümüş te gelmiyor artık” dedi bana bakmadan, “kim bilir
hangi köydedir !”. Gümüş’ün artık hiç gelmeyeceğini hepimiz biliyor ama – kim bilir hangi
köyde- yaşıyor olmasını istiyorduk. Sanki vefasız bir eski dosttan bahseder gibiydik.
Yıllar geçti, büyüdüm. Gönlümü ergenlik yaşlarının fırtınaları sardı. Daha çok güven daha çok
sevgi istiyordum. Onun bir gün gidip dönmediği dağlara hiç gidemedim, başımı çevirip
bakamadım bile. Soğuk ve fırtınalı kış gecelerinde karlar pencereme vururken dış kapının
ha fçe aralandığını ve Gümüş’ün bir gölge gibi sofaya girdiğini hayal ettim hep.

Paylaş:

İlgili yazı

Leave a Comment