Rüşvetçi Nahiye Müdürü

1945 yılında köylerde açlık eskisi kadar
değilse de yine devam ediyordu.
Yukarıdaki anılarımda da anlatmaya
çalıştığım gibi; Devletin köylünün
mahsulünden aldığı yüzde yirmiden, bu
işle ilişiği olan memurlardan az veya çok
payını almayan kalmamıştı. Benim
şahit olduğum bir anımı burada
anlatmak istiyorum. Belki bundan ders
alan olabilir. Rüşvetçi olanın sonunun
nasıl olacağını anlatıyorum.
Devlet topladığı buğdayı taşıtamadı ve
Kadir Ağabeyim teklif yaptı
Devlet köylüden almış olduğu buğdayı başka bir yere taşıtamadı. Buğday köydeki ambarda
kaldı. Köyde yine kıtlık var. Ağabeyim muhtar olarak köy adına müracaatta bulundu. ” Bu
ambardaki buğday köylüye dağıtılsın. Harman zamanı herkes almış olduğu buğday kadar yeni
buğdayı Devlet Ambarına koysun” diye teklifte bulundu. Bu teklif yetkili kişi veya makamca
kabul edildi. Ağabeyim bana dedi ki: “Ben yarın evde olmayacağım. Listeye kimler buğday
alacaksa isimlerini yaz karşılarına da alacakları buğday miktarını yaz. Nahiye Müdürü gelecek.
Listeyi ona verirsin”. Ben listeyi hazırladım. Nahiye Müdürü de yanında seyis ve katibiyle
birlikte havalı bir şekilde geldi. Bu arada köylüler toplandı. Bana dediler ki ”Nahiye Müdürüne
biraz para vermezsek bir aksilik çıkarır, buğdayı dağıtmaz.” Ben de “ Memurları böyle rüşvet
işlerine alıştırmayın!” dedim.
Köylüler rüşvetçi Nahiye Müdürüne para veriyor
Köylüler ısrarla para vermek istediklerini söylediler. Ben de hiç karışmayacağımı ne istiyorlarsa
yapabileceklerini söyledim. Bu arada köylüler aralarında bir miktar para topladılar ve nahiye
müdürünün cebine koydular. Müdür parayı alınca seyisine “Atımı çek!” diye emir verdi. Katibine
de “Sen kal, buğdayı güzelce dağıtın!” dedi ve atına binip uzaklaştı.
Aradan zaman geçiyor
Aradan beş sene geçtikten sonra ben asker olarak Ankara’ya gittim. Zırhlı Birlikler Okulu’nda
askerliğimi yapıyordum. Birlikte askerlik yaptığım bir arkadaşım yanıma gelip “Bizim nahiyede
Hasan B….. adında bir müdür vardı. Tanır mısın?”dedi. Ben de “İyi tanırım” dedim. Arkadaşım
da “O şu anda Adliye Sarayının yakınında bir yerde dilekçe yazıyor. İstersen pazar günü gidip
görelim” dedi. Pazar günü yanımıza başka birkaç arkadaş daha alıp adliye sarayının yanına
gittik. Hasan B… bir binanın köşesinde önünde bir masa ve masanın üzerinde bir daktilo
olduğu halde oturuyordu. Biz yanına gelip selam verince bize “Buyurun askerler, bir şey mi
yazdıracaksınız?” dedi. Ben de “Biz Saimbeyli’liyiz müdür bey, tanışmaya geldik” dedim. Bana
dikkatlice baktıktan sonra “Sen İğdebel köyünden Kadir Beyin kardeşi değil misin?” dedi. Ben
de “İyi tanıdın müdür bey” dedim.

Müdür Bey durumunu anlatıyor
Beni tanımasının ardından ilk sözü “Kürt Muharrem … zengin oldu mu?” sorusu oldu. Ben de
“Rüşvetle zengin olmak lazımsa senin zengin olman lazımdı” dedim. Bana “Ah kardeşim,
Mağara’nın (Tufanbeyli) gözünü seveyim. Çok iyi yerdi orası. Orada çok para biriktirdim. Oradan
gittikten sonra tayin edildiğim yer çok kötü bir yerdi. Adamlar beş kuruş verirler ertesi gün
gider şikayet ederler. Orada beni perişan ettiler. Hapis yattım. Mağara’da biriktirdiğim para da
gitti. Müdürlüğüm de gitti. Şimdi burada dilekçe yazıp çocuklarıma bakıyorum. Yalnız hukuk
fakültesine devam ediyorum” dedi.
Ağlayanın malı gülen hayır etmez
Gerçekten de yıllar önce yanında seyisi ve katibiyle gezen şatafatlı müdür bey şimdi perişan bir
haldeydi. Oradan ayrıldıktan sonra arkadaşlara “ Demek ki ağlayanın malı gülene hayır etmiyor”
dedim.

Paylaş:

İlgili yazı

Leave a Comment