Tahtaların Peşinde

1943 yılıydı. Ağabeyim Kadir Saban
ve komşumuz İlyas Amca Göksun’un
bir köyünden Veli adında bir
şahıstan 8 metreküp çam ağacından
biçilmiş tahta aldılar. Biz de
komşulardan aldığımız birkaç kağnı
arabası ile tahtaları almaya gittik.
Tahtaların sahibini ormanda bulduk
ve tahtaları ölçmeye başladık. Ben o
zamanlar üçüncü sınıfta
okuyordum. Mal sahibi benim
ölçüşümü beğenmeyip kendisi
ölçtü. Daha sonra mal sahibi dedi ki
“ Ben listeyi Göksun’a götürürüm.
Orman Dairesinden nakliyesini
alırım. Siz de kağnılara yükletip yola
çıkın. Ben nakliye belgesini size
yetiştiririm” dedi. Biz de tahtaları
kağnı arabasına yükleyip yola çıktık. Göksun civarına varınca İlyas Amca ile ben nakliye
belgesini almak için Göksun’a gittik. İlyas Amca bana “Sen şu kahvede otur. Ben nakliyeyi alır
buraya gelirim” dedi. Ben orada bir müddet bekledim. İlyas Atıcı geri gelip bana “Sen hemen
kağnıların yanına git. Beni beklemeden köye doğru yola devam edin” dedi.
Ben kağnıların yanına dönüyorum
Ben de kağnıların yanına gidip durumu anlattım. Kağnıların yanında bulunan Bekir isimli
komşumuz bana “Sen niye o adamı yalnız bırakıp buraya geldin. O adam hilecidir. Muhakkak
bir oyun yapar” dedi. Yine orada bulunun Hüseyin Amcam “Çocuğu niye sıkıştırıyorsun, ne
yapabilecek o adam, hem hile yapacak olsa Kazım oradayken de yapmaz mı?” dedi. Biz köye
doğru epey yol aldıktan sonra İlyas Amca bize yetişti. Niye geciktin diye sorulmasının üzerine “8
metreküp diye bize sattığı tahtaların orman dairesinde 4 metreküp olduğu anlaşıldı. Adam
caydı ve kağnıları durduracak oldu. Orada toplanan tanıdıklar araya girdi. Adama 5 metreküp
parası verdim. Nakliyeyi aldım ve geldim” dedi.
Tahtaları satmak için yola çıkıyoruz
Tahtaları köye getirdik ve bir süre köyde kaldıktan sonra satmak için Bünyan’a doğru yola çıktık.
Yedioluk Köyüne yaklaştığımızda, o zamanlar ormanları koruyan askerler olan, orman
askerlerinin kulübesine de yaklaşmış olduk. Benim yanımda bulunan herkes orman
askerlerinin yanından sorunsuz geçebilmek için aramızda biraz para toplayıp askerlere verelim
diyordu. Ben ise “ Bizim tahtalarımız kaçak değil, damgası var, nakliyesi var, niye gereksiz yere
para veriyoruz” dedim ve para toplamadık. Sonra askerler gelip tahtaları kontrol ettiler,
nakliyeye baktılar ve tahtaları gördüklerine dair nakliyenin arkasına vize yaptılar. Vize de “İş bu
enval Bünyan’a kadar serbesttir, Bünyan’dan öte kaçaktır” yazıyordu.

Nakliye belgesini silmeye çalışıyoruz
Askerlerin yanından ayrıldıktan sonra yanımdakiler vizedeki kaçak kelimesini duyunca bu bizim
başımıza bela olur, bunu sil dediler. Ben zaten vizenin bu şekilde yazılması gerekiyor dediysem
de kabul ettiremedim. “Bu tahtaları Bünyan’da satamazsak ne yapacağız? “ diyerek sil dediler.
Ben silmeye uğraştımsa da olmadı. İlyas amca “Ver o kağıdı ben silerim” diyerek aldı. Parmağını
ıslatıp nakliye belgesine sürünce kağıt yırtıldı. İlyas amca da “Aha işi berbat ettik”dedi ve
nakliyeyi cebine koydu. O noktadan sonra başka kontrol geçirmeden Bünyan’a yetiştik.

Tahtalara müşteri arıyoruz
İlyas amca bana “Bünyan’da benim tanıdığım emekli ormancı Lokman efendi var. Seninle onun
yanına gidelim. Bize müşteri bulur” dedi. İkimiz gidip Lokman efendinin evini bulduk. Ev tek
katlı, küçük bahçesi olan bir evdi. Evin önünde çiçekleri sulayan kıza Lokman Efendiyi sorduk.
Kız “Lokman Efendiyi sıtma tuttu, yatıyor. Siz şu banka oturun belki birazdan dışarı çıkar” dedi.
Biz de gidip banka oturduk. Biraz sonra Lokman Efendi pijamalarıyla dışarı çıktı ve İlyas amcaya
dönüp “ Seni tanıyamadım” dedi. İlyas amca da “Ben İlyas, İlyas!” deyince Lokman efendi “Ha!
Şu Çerkes İlyas” dedi. Hoş geldin ya da nasılsın falan demeden ”Hey gidi günler! Benim ormancı
olduğum günlerde böyle elin boş gelir miydin yanıma” dedi. İlyas amca da adama hiç bir şey
demeden bana dönüp gidelim diye işaret etti ve oradan ayrıldık.
Yanımıza gelen adam tahtaların satışı için bizi ikna ediyor
Bünyan da tahtaların başında satmaya çalışarak beklerken yanımıza bir adam geldi ve “Yav! Bu
güzel tahtaları niye burada 4 liraya vereceksiniz. Bizim köye getirin 6 liraya kapışırlar” dedi. Biz
de adamın peşine düşüp çiftlik köyüne gittik. Köye girince adam kayboldu. Yanımıza köyün
muhtarı geldi ve “Tahta başına 2.5 lira veririm” dedi. Tabiî ki biz tahtaları muhtara satmadık.
Tahtaların peşinde başka bir köye, Muratlı’ya gidiyoruz.
Orada da yine yanımıza bir adam geldi ve “Bizim köye getirin hemen kapışırlar bu tahtaları”
dedi. Bu kez de o adamın Muratlı isimli köyüne götürdük. O köyün muhtarı köylüye “Misa rler
açtır yemek yedirelim” dedi ve bizi evlere dağıtıp yemek verdiler. Yemeği yedikten sonra
tahtaları bıraktığımız harmana döndük. Yapılan pazarlıklardan sonra bizimkilerin çoğu tahtaları
buğday karşılığında sattılar. Ben de bir kısmını parayla 4.5 liradan sattım. Daha sonra köyden
ayrılıp Pınarbaşı’na geldik. Ben kalan tahtaları Altıkesek Köyü’nde bir tanıdığımın evinde
bıraktım. Yanımdakiler de köyde 4 lira karşılığında aldıkları buğdayı 8 liraya satarak güzel kar
etmiş oldular. Oradan da köyümüze döndük. Bıraktığım tahtaları, emanet ettiğim adam son
baharda patates karşılığı sattı, bize de bir çuval dolusu patates gönderdi.

Paylaş:

İlgili yazı

Leave a Comment