Kabaktepe- Sarıçiçek | Saban
Bu hayatta bir insanın , bayağılıktan veya yalnızlıktan birini seçmekten başka şansı yoktur. A. Schopenhauer
Kazım Saban
Kazım  Saban
27 Ekim 2016 Perşembe
ksaban@saban.tc
Kabaktepe- Sarıçiçek

kabaktepesaricicekYıl 1978 idi. Tufanbeyli bölgesinde katip/ mutemet olarak çalışıyordum.  Kadir Öksüz adında bir Bölge Şefimiz vardı. Kadir Öksüz iyi kalpli ve çok insancıl bir adamdı. Ben 28 sene dört ay orman idaresinde çalıştım, çok Bölge Şefi ile çalıştım, hepsi de bana karşı iyilerdi ve hiçbir şeften onur kırıcı bir söz işitmedim; ama Kadir Öksüz ile Develi Bölgesinde beraber çalıştığım Bölge Şefi Ahmet Fırat’ ın yerleri ayrıdır. Bu yazımda da Kabaktepe ‘ yi nasıl aştığımızı anlatacağım.

78 Aralık ayının on ikisi idi, kar hafiften yağıyordu. Kadir Öksüz bana: “Sarız ilçesinin  Değirmentaş köyünde bir ihbar var, kar yolları kapatmadan oraya gidip, o işi yapmamız lazım” dedi. Oraya gitmek üzere jiple hareket ettik. Saat 11 suları köye vardık, işimizi bitirdik. Kadir bey ”  Kabaktepe’den aşalım, Kıskaçlı’da da bir kebap yeriz, ana yola çıkarak daha rahat gideriz.” dedi. Fikri isminde bir şoförümüz vardı, o itiraz etti. “Efendim geldiğimiz yoldan gideriz” dedi. Kadir bey de ” Hayır benim dediğim yoldan gidilecek” dedi ve böylece yola koyulduk.

Kar hızını artırıyor

Gittikçe kar şiddetini arttırdı, Sarıçiçek mevkiine varınca araba kardan çıkamaz oldu. Biz arabadan indik ve itmeye başladık, bu arada şoför “Eyvah benzin bitti” dedi. Yedekteki benzini koydu (o senelerde büyük ölçüde akaryakıt krizi vardı) ama arabayı çalıştıramadı. Aşağıdan gelen bir taksiyi durdurarak arabayla gelmemeleri konusunda ikazda bulunduk. Onlar da yaya olarak bize yardıma geldiler, çok uğraştık ama arabayı çalıştıramadık. Ben köye inerek oradan bir traktör getirmeyi teklif ettim. Köye indim traktör istedim ama traktör bulamadım. Köylülere ” Bakın Kabaktepeliler, ben aşağı köye inersem traktör de bulurum adam da, ama sizin için ayıp olur, bu araba şahsımın değil orman idaresinin” dedim. Bunun üzerine köylüler ” Evet haklısınız bu bizim için çok büyük ayıp olur” dediler ve on onbeş kişi ellerine ip alarak hep birlikte arabanın yanına gittiler, ben köyde kaldım. Köylüler ipi arabaya takıp çekerek köye kadar indirdiler ama araba yine de çalışmadı.

Arabayı kurtarıyoruz

Bu arada kar sürekli yağıyordu ama hava yumuşadığı için bir yandan da erimeye başladı. Köylüler bizi Muhtarın evine götürdüler,  soba yakıldı, biz ıslanan elbiselerimizi kuruttuk. Bir de tereyağlı bulgur pilavı yaptılar, onu da yedik. Köyde bir halıcı vardı, onunda bir Dodge arabası vardı, bizim cipi arabanın arkasına bağladı çektirdi, köyü 100 metre çıktıktan sonra araba çalıştı. Bizim şoför, tamam gidebilirsin, diyerek halıcının arabasını gönderdi. Yüz metre kadar gittikten sonra araba tekrar stop etti. Köylüler yine geldi, ip taktılar çekerek arabayı çalıştırdılar. Yola devam ettik, vakit epey ilerledi. Biz Kıskaçlı’da  kebap yemeyi unuttuk, bir an önce evimize kavuşmayı düşünüyoruz. Kar sulu sepken halinde devamlı yağıyor. Bu durumda Yeşilkent’i (Yalak) iki kilometre kadar geçtik, giderken araba yine birden bire durdu. Şoför “Eyvah !” dedi ve direksiyonun üstüne göğsünü dayadı. Şef: “Ne oldu yine?” dedi. Şoför “Benzin bitti” dedi. Ben ” Bu durumda gidemeyiz, araba burada kalsın biz Yeşikent’e gidelim ve sabahı bekleyelim” dedim?. Şoför “Hayır,ben hiçbir yere gitmem , arabanın içinde kalırım” dedi. Biz Kadir bey ile boş bidonu aldık, Yeşilkent’e  gittik.

Yeşilkent’dekiler şaşkın

Saat gece on bir suları idi. Kahveye girdik,  kahvedekiler şaşkın şaşkın bize baktılar ve “Ne bu karda kışta!” dediler. Çay söylediler. “Çay falan içecek zamanımız yok, bize bir taksi lazım” dedim. Orada tanıdık bir şoför ayağa kalktı, “Ben varım ağabey, taksiyi ne yapacaksınız!?” dedi.  “Bize bir bidon bezin lazım, onun için petrole gideceğiz” dedim. Şoför “Petrole götürüm ama orda da benzin bulunacağını sanmıyorum” dedi. Petrole gittik. Petrolcü Hoca da kapıları kapatıp yatmıştı. Bağıra çağıra petrolcüyü kaldırdık. Bir bidon benzin aldık, arabanın yanına geldik. Arabanın üstüne üstüne yağan  kar erimediği için araba  beyazlara bürünmüştü ve şoför de hala göğsü direksiyona dayalı oturuyordu. Şoför arabadan çıktı, benzini arabanın deposuna koydu. Taksi şoförüne, arabamız çalışıp,  yüz metre gidinceye kadar buradan ayrılmamasını söyledim. Arabaya bindik araba çalıştı. Bir kilometre gidince cam sileceklerinin ikisi de düştü.

Kar sulu sepken halinde karşıdan vurup cama yapışıyor, şoför yolu göremiyordu. Kadir bey arabanın camını biraz aşağı indirdi, eline mendil doladı, cama yapışan karları sile sile Tufanbeyli’ye ulaştık. Evlerimize girdik, sobaları iyice yaktılar. Bolca çayla birlikte Gripin içip yattık. Sabah pencereden baktım, elektrik direklerinin hepsi eğilip kara gömülmüştü ve ağaç telefon direklerinin hepsi kırılmıştı. Elektrik ve telefon olmadan yeni bir gün başlıyordu artık.

17 Şubat 2010  Kazım SABAN

  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

%d blogcu bunu beğendi: