Okuma sevdam | Saban
Bu hayatta bir insanın , bayağılıktan veya yalnızlıktan birini seçmekten başka şansı yoktur. A. Schopenhauer
Kazım Saban
Kazım  Saban
27 Ekim 2016 Perşembe
ksaban@saban.tc
Okuma sevdam

resim8Babamın ölümünden bir yıl sonra, büyük ağabeyim Kadir terhis oldu geldi. Kendimizi biraz toparlamaya çalışırken, tekrar ihtiyat askerliğine çağırdılar, bir sene de ihtiyat askerliği yaptı geldi. Bende bir okuma aşkı var ki gözüm başka bir şey  görmüyor.  Falan, falan kıza aşık. Falan kız falan gence aşık derler. Fakat benim hiç umurumda değil, illaki okuyacağım. Ben ilkokulun üçüncü sınıfını bitirmiştim. O zamanlar köy Enstitüleri vardı. Köylü çocukları alıp, İlk okuldan sonra beş sene okutup, köy okullarına öğretmen vekili olarak az bir ücretle tayın ediyorlardı. Üç yıl staj dönemi vardı. Bu üç yılda olumlu müfettiş raporu alanların öğretmen olarak atamaları yapılıyordu. Bunlara öğretmen oldukları köyün hazine arazisinden  tarla, inek,öküz veriyorlardı. Bir miktar da aylık. Güya bu öğretmenler köylerde çiftçilik yapacaklar, köylülere de modern çiftçiliği öğreteceklerdi.Bayan öğretmenlere de dikiş nakış işleri, erkek öğretmenlerin bir kısmına da marangozluk ve diğer el sanatlarını öğretiyorlardı. Ben okuyayım da ne olursam olayım derdim.
Kadir ağabeyim beni Pazarören Köy Enstitüsü’ne kayıt ettirmek için götürdü. Okula gittik, Okul Müdürü Şevket Gedikoğlu ile görüştük. Müdür bey bize “siz Adana iline bağlısınız, Adana Düziçi Bölgesine bağlıdır, Düziçi Köy Enstitüsüne gitmeniz lazım” dedi. Kadir ağabeyim ısrar etti “Düziçi’nin havası ağırdır, çocuk havayı kaldıramaz”dedi. Müdür Bey “o halde size bir yol göstereyim” dedi. “Biz gerçi ilkokul üçüncü sınıfı bitirenleri de alıyoruz, ilkokulu burada da tamamlatıp, ondan sonra Enstitüye kaydediyoruz. Çocuk henüz ilkokul beşi bitirmediğine göre gidin Kayseri iline bağlı bir köy ilkokulundan diploma alsın, önümüzdeki Haziran dönemi gelin, Enstitü’nün birinci sınıfına kaydını yaparız ve sonbahar döneminde de ikinci sınıfa geçirtiriz, bu durum sizin için de avantajlı olur” dedi. Biz de bu duruma sevindik,eve geldik.

Şimdi bir engel daha çıktı; yaş durumu. Bir seneye kadar on altı yaşıma giriyorum. Ağabeyime hatırlattım. Ağabeyim memurlarla iyi görüşür ve mümkün olan bütün işlerini yaptırırdı. Ağabeyim  ilçeye gitti geldi, hemen yanına koştum vardım. Ağabeyim bana “kardeş, işin olmadı, senin askerlik evrakın askerlik şubesine verilmiş bu nedenle olmuyor, diğer çocuklar Ekrem ve Zeki’nin doğumlarını dörder yaş küçülttük, senin  yaşın ancak mahkeme kararı ile olurmuş. Sen Saimbeyli’ye git, bizim kirve Hasan bey Maliyede Veznedar (Eski Adana senatörü Hayri Öner’in babası) onu gör, Saimbeyli’deki hakim ondan başkası ile konuşmuyormuş, o sana yardımcı olur”  dedi.

Gittim Saimbeyli’ye.  Kirvemiz Hasan Öneri buldum, ağabeyimin selamını ilettim ve durumu arz ettim. Hasan Kirve babacan bir adamdı. “Olur kirve ben Hakim Bey ile bir görüşeyim, önce eve gidelim karnımızı doyuralım” dedi. Evine götürdü, yemek yedikten sonra birlikte çarşıya çıktık.  Bana “sen şu kahvede otur, ben hakim beyi görür gelirim” dedi gitti. Çok geçmeden geldi “kirve sen hemen bir dilekçe yazdır götür Hakime ver ” dedi. Bir dilekçe yazdırdım, götürdüm hakime verdim. Hakim bana “Okula mı gideceksin?” diye sordu. “Evet” dedim.  Hakim bana “O halde sen bu dilekçeyi kime yazdırdıysan ona götür dilekçeyi değiştirsin, okula gideceğimden kayıt zamanı geçmeden acilen yapılması diye yazdır, yoksa adli tatilde bakamayız” dedi. Dilekçeyi götürdüm hakim bey’in dediği şekilde yazdırdım, tekrar  götürdüm.  Baktı “Tamam” dedi. Aile tablosunun çıkarılması için Nüfus memurluğuna havale etti. Bana da, “Bunu Nüfus Memurluğuna götür, aile tablosunu çıkarttır, nüfus memuru ile iki de şahit getir gel”dedi. Nüfus memurluğuna gittim, nüfus memuru Mehmet Yazıcıoğlu idi. Bana “Kardeşim, şu anda kayıt çıkaracak dahi  zamanım yok, ama sevdiğim bir aileye mensupsun onun için kaydı çıkarırım. Fakat en az bir haftaya kadar mahkemeye gidemem” dedi. Adliyeye gittim, durumu Hakime arz ettim. Hakim, mübaşiri gönderdi,yine gelmedi. Mübaşir “Askere çağrılacakların yoklaması varmış, nüfus memuru da orada görevliymiş onun için gelemiyor ” dedi. Hakim Bey bana” sen git on gün sonra iki şahit al gel” dedi. Saimbeyli, köyümüze takriben 50 kilometredir. Fakat benim okul işi mevzubahis olunca tarlaya gitmekten daha kolay idi. Bazen at ile giderdim, bazen de yaya. On gün sonra iki şahit aldım gittim. Şahitlerin biri Polatpınarı köyünden Cemalettin Çelikkanat, biri de bizim İğdebel!den Musa Boran’dı. Önce Cemalettin’i çağırdılar. Hakim sordu “Davacıyı tanıyor musun?” Şahit”Evet tanıyorum”. Hakim “Davacı l929 doğumlu iken zühülen 1927 olarak geçirildiğini iddia ediyor,davacının iddiasına ne diyorsun?” diye sordu. Şahit “Ben davacının on kilometre kadar uzağındaki Polatpınarı köyündenim, benim ağabeyim İzmir’de kalıyor,1929 yılında ziyaretimize geldi, davacının köyünde de dayımız var. Biz ağabeyimle dayımı ziyaretine gittik, Şemail Ali Ağanın bir erkek çocuğu doğmuş onun için ziyafet var dediler ve bizi de çağırdılar, gittik. Çocuğun adını Kâzım koydular, iyi hatırlıyorum” dedi. İkinci şahidi çağırdılar, Hakim Bey ona da aynı soruyu sordu, o da “Benim babam canlı mal tüccarıydı, biri geldi “Şemail Ali Ağa’nın oğlan çocuğu olmuş kurban kesmek için koyun istiyor dedi. Babam da “daha koyunlar iyice etlenmedi” diyerek baktı, içlerinden iyicesini seçti verdi, ondan biliyorum” dedi. Hakim sordu “Bu davacı doğduğunda yeni yazı çıkmış mıydı?”. Baktım şahit bocalıyor. Ben gayri ihtiyari “çıkmıştı de” dedim. Hakim bana “Sen sus, karanlıkta göz kırpmayı ne bilsin adam” dedi. Şahit ifadesini tamamladı. İmza etmek için cebinden mührünü çıkartırken cebindeki iki buçuk lirasını oraya düşürdü. Şahit çıktıktan sora Nüfus memuru para buldum diyerek iki buçuk lirayı yerden kaldırdı. Hakim de “yalancı şahidin  olmasın” dedi. Nüfus memuru da “Belki burayı temizleyenden düşmüş olabilir” dedi. Ben de çıktım şahit Musa Boran ceplerini karıştırıp duruyor. Ben “Hemen içeri gir senin paran içerde kaldı” dedim. O da hemen girdi parasını aldı. İki buçuk lirada o zaman iyi paraydı. Günlük elli kuruşa çalışıyorlardı, beş günlük para. Böylece yaş tashihi işini bitirdik. Yaş tashihimi yapan hakimin adı da Hurşit Erdal dı. İyi insandı. Şimdi sırada Kayseri iline bağlı bir köy okulunda diploma almak vardı.

Ağabeyim Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Yalak (Yeşilkent) köyüne gitti, oradaki ilkokul müdürü ile görüştü ve durumu izah etti. İlkokul müdürü de “İmtihana tabi tutalım, başarılı olursa beşinci sınıfa kaydını yapar okuturuz” dedi. Gittim Yalak (Yeşilkent)’e.  Dört öğretmen vardı, hepsi de Pazarören Köy Enstitüsü mezunu idi. 1945-1946 ders yılını Yalak(Yeşilkent)ta okudum ve pekiyi derece ile diploma aldım.

  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

%d blogcu bunu beğendi: