"Solgun bir gül oluyor dokununca..." | Saban
Bu hayatta bir insanın , bayağılıktan veya yalnızlıktan birini seçmekten başka şansı yoktur. A. Schopenhauer
Saim Saban
Saim  Saban
17 Şubat 2018 Cumartesi
saimsaban@gmail.com
“Solgun bir gül oluyor dokununca…”

Bir sergi
Kentler yenileşir ve gelişirken ne yazık ki mimari devamlılığını- bütünlüğünü- kaybediyor, bir yandan da mahalle kültür ve yaşamına ait izler yok ediliyor. Kentlerin ruhu gibi bellekleri de uçup gidiyor.
Mahallemizde yapılan sağlam ve heybetli yeni apartmanları bu duygularla seyrederek Caddebostan Kültür Merkezi’ ne (CKM) gittim. “Yeldeğirmeni’nden Kent Öyküleri” karma sergisi vardı. Çeşitli disiplinlerden (resim, heykel, fotoğraf)
Kerem Ağarlı, Hülya Bakkal, Beyza Boynudelik, Yağmur Çalış, Güneş Çınar, Gökhan Deniz, Enis Malik Duran, Elvan Ekren, Burçin Erdi, Barış Gülen, Burak Eren Güler, Nur Gürel, Murat İrtem, Yücel Kale, Volkan Kızıltunç, Zeynep Pabuçcu, Eda Taşlı’ nın eserlerinin yer aldığı sergi güzeldi. Dokusu hızla değişen kentte, bu değişime bir anlamda direnen Yeldeğirmeni’li sanatçıların eserlerini hayranlıkla izleyip fotoğraflarını çektim sizler için.

Bir kitapçı
Kitapçıları, hele şimdilerde çilek aromalı ciklet ve yeni kitap kokusunun birbirine karıştığı aydınlık kitapçı dükkanlarını, buralarda kitapları inceleyen insanları seviyorum. Bir insanı bir kitabın sırtına bakıyor görürsem, onun dünyaya ait bir kaygısı olduğunu ve onu gidermenin yollarını aradığını düşünürüm. Kitapçı dükkanı insanları nazik, kırılgan ve sessizdirler…

Birkaç yıl önceye kadar “Çok Satanlar” rafları siyasal islamcılar ve romantik islamcıların kitaplarıyla doluydu. Şimdi onlar kaybolmuş görünüyor. İlk sırada İlber Ortaylı’nın yeni çıkan “Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK” kitabı vardı. İlber Ortaylı bilgili bir tarihçimizdir, güzel konuşur, severim. Sizlere önümüzdeki günlerde yazacağım “Oryantalizm” konulu yazı için bugünlerde Edward Said’i ve bağlı olarak birkaç kaynak kitabı okuyorum. İlber Ortaylı’ nın görüşlerini de çok tutarlı ve değerli gördüm. Karşılaştırmalı olarak derin ve evrensel bilgisi olan ve bu bilgilerini özgünlük, tatlılık ve bazen hırçınlıkla sunan insanları seviyorum…

Felsefe kitapları üç bölmedeki altı rafı dolduruyordu. Yeni kitaplar çıkmış. Sanıyorum sosyal medya nedeniyle, felsefe kitabından çok felsefecilerin aforizmalarının derlendiği kitaplar var raflarda. Ne güzel her konuya, her duruma göre hazır aforizma. Organik aforizma, gezen kitap aforizmaları…

Bir şiir kitabı
Şiirsiz kitaplıklar; mezesiz, nüktesiz, yavan sofralar gibidir. Ama şiir rafları iyice azalmış, yerini kişisel gelişim kitaplarına bırakmış. Yeni bir şiire, yeni bir şaire rastlar mıyım diye bakındım durdum. Yeni şiir kitapları raflarda heyecan ve mahcubiyetle dururlar. Ozanlarının yüreği atar o kitapçı dükkanlarının en diplerdeki raflarında. Öyle heyecanla beklerler ve bir süre sonra kırgınlıkla bir köşeye, bir rafın altına ya da dev bir kitabın arkasına gizlenirler. Genç şairlerin kırgın şiir kitaplarını severim , “…solgun bir gül olurlar, dokununca.”

Kendimce bir adalet için gözümü kapatıp bir kitap çektim raftan. Enver Ercan’ın ” Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman” adlı şiir kitabıydı. 1996 Cemal Süreya Şiir Ödülü ve 1997 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü almış.
Dışarıda bir kahve söyleyip şiir kitabımı açtım;

“…acıyı andıran bir anı artık
odamın şaşkınlığı bundan
düştutan akşam saatlerine
usul usul damlıyor zaman

gökyüzünde tuhaf bir başdönmesi.”

diye bir şiiri de okudum. Poyraz mı lodos mu belli değil, karmaşık bir rüzgar vardı. Kaşkolumu enteller gibi bağladım, çıktım sokağa.
Şiir kitabı on iki liraydı, kahve sekiz lira..

Ayrıca merak edenler için, atkı bağlama usulleri;
https://www.youtube.com/watch?v=jWgMDhZwOuk

  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

%d blogcu bunu beğendi: