1945 yılıydı. Bizim köyümüzün kuzeyinde bulunan takriben köyümüze beş kilometre mesafede olan Karakoyunlu Köyünde ablam Pakize vardı. Ablamın kayın biraderi Zezey (Fevzi) ablamı çocukları ile birlikte kağnıyla bize getirdi. Mevsim son bahardı. Öküzleri gündüz dışarıya bıraktık. Vakit akşam oldu öküzler

Devamı...

Babamın ölümünden bir yıl sonra, büyük ağabeyim Kadir terhis oldu geldi. Kendimizi biraz toparlamaya çalışırken, tekrar ihtiyat askerliğine çağırdılar, bir sene de ihtiyat askerliği yaptı geldi. Bende bir okuma aşkı var ki gözüm başka bir şey görmüyor. Falan, falan kıza

Devamı...

Oğuz Atay’ ı okuduğumda , özellikle ‘Günlük’’ ünden sonra şöyle düşündüm. Aydın; bilen değil kaygı duyandır. Günlük tuttuğu defterine şöyle yazıyor Atay ; “…”…Bir de insana karşı katılığımız, inafsızca yalnız bırakışımız var ki, gör ünüşteki sıcaklık ve laubalilikten sonra daha

Devamı...

”Göklerde kartal gibiydim, Kanatlarımdan vuruldum, Mor çiçekli dal gibiydim, Seher vaktinde kırıldım’’ Mektup böyle başlıyordu. Zarfın içinde ayrıca ince iki kartondan yapılmış çark şeklinde bir şey vardı. Kartonu biraz çevirdiğinizde benim ismim ve rütbem çıkıyordu. Yarım tur daha çevirirseniz isim

Devamı...

…Elmalı Sokağında annesiyle beraber oturduğunu daha önceki bir konuşmamızda öğrendiğim Doktor Selim bu gün biraz da neşeli olarak ‘’ Günaydın Selim yüzbaşım !’’ dedi. ’’Günaydın ‘’ dedim. Genellikle bu saatlerde sinirli oluyordum. Ama bu doktor , adaşım Selim güven veriyordu

Devamı...