”Göklerde kartal gibiydim, Kanatlarımdan vuruldum, Mor çiçekli dal gibiydim, Seher vaktinde kırıldım’’ Mektup böyle başlıyordu. Zarfın içinde ayrıca ince iki kartondan yapılmış çark şeklinde bir şey vardı. Kartonu biraz çevirdiğinizde benim ismim ve rütbem çıkıyordu. Yarım tur daha çevirirseniz isim kayboluyor ve çark bir çiçek oluyordu. Mektup Anadolu’nun bir hapishanesinden; Nusret K. dan geliyordu. 1980 yılının çok sıcak ve nemli bir Temmuz gecesinde Kağıthane- Sadabat’da ki birliğimizde nöbetçiydim ve bir ucu Okmeydanı sınırlarına dayanan nöbetçi kulübelerini kontrol ediyordum. Gece yarısını

Okumaya devam et...

…Elmalı Sokağında annesiyle beraber oturduğunu daha önceki bir konuşmamızda öğrendiğim Doktor Selim bu gün biraz da neşeli olarak ‘’ Günaydın Selim yüzbaşım !’’ dedi. ’’Günaydın ‘’ dedim. Genellikle bu saatlerde sinirli oluyordum. Ama bu doktor , adaşım Selim güven veriyordu bana. Bir ruh doktorundan daha çok mahalleden bir arkadaş, ya da ne bileyim hani sını arda aklı başında ama çokda okul düşkünü olmayan çocuklar vardır, onlar gibiydi. Yalın, tepkisiz, dinleyen, yorum yapmayan –şimdi çok şaşırıyorum geriye dönüp düşündüğümde; Doktor Selim, onca

Okumaya devam et...